Korunmuş Sır & Ahmet Mahmut Ünlü

Korunmuş Sır & Ahmet Mahmut Ünlü
Görsel 1
Geçici olarak temin edilememektedir. Temin edildiginde

Bu ürünün yerine tercih edebileceğiniz ürünler

Arapça Eğitim Seti ( 25 VCD 2 Kitap )
160,00 TL
99,00 TL
%38,1
Ashab-ı Kehf / 5 dvd
50,00 TL
Hz.Meryem / 4 dvd
40,00 TL

Bütün hamdler âlemlerin Rabbi olan Allâh-u Te‛âlâ’ya mahsustur. Salât-ü selamlar korkanların emânı ve Rasüllerin Efendisi olan Muhammed(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in ve âl-i eshâbının cemîsinin üzerine olsun.
Elinizdeki bu hızb-i şerîf ve kendisiyle alakalı diğer bilgiler hicrî sene 1309’un rebîulevvel ayında Seyyid Hammâd el-Feyyûmî (Rahimehullâh)ın tashihiyle, Mısır’daki merkezi Hân-ı Ebî Tâkiye olan Matbaa-i Âmire-i Şarkiyye’de basılmış olup büyük âlimlere âit azîm bir imdâda ve âlî bir isnâda sahip olan beş risâleyi ihtivâ etmiş bulunan değerli bir mecmûadaki iki risâleden alınmıştır.
Bunların ilki, Kayseri’de türbesi bulunan meşhurZeyne’l-Âbidîn Ali el-Kayserî Hazretleri’nin torunu olarak hicrî sene 995’de Kayseri’de doğmuş olup, daha sonra sene 1030’da Medîne-i Münevvere’ye hicret eden, orada bir sene ikāmet ettikten sonra İstanbul’a dönerek dokuz sene orada ilim ve takvâ neşri ile meşgul olup daha sonra sene 1040’da tekrar Medîne-i Münevvere’ye hicret ederek orada hizmet eden ve nihâyet orada vefat ederek Cennetü’l-Bakî‛’de defnedilen büyük âlim Seyyid Ebû Bekr Muhammed Hilmî el-Üsküdârî(Rahimehullâh)ın oğlu olan ve daha sonra kendisi Medîne-i Münevvere’de hanefîlerin müftüsü tâyin edilen Esad el-Medenî (Rahimehullâh)a âitRisâletü’l-müselseli’l-mûsile ile’l-vâsıtati’l-uzmâ ile’l-Hazreti’l-Aliyye” isimli eserdir.
İkincisi ise Halep müftüsü olan büyük fakîh Şeyh Muhammed Ebu’l-Yümn el-Betrûnî el-Halebî el-Hanefî (Rahimehullâh)a âit olan “el-Fecrü’t-tâli fîzikri’s-Seyfi’l-Kāti ve’s-Sirri’l-Masûn ve’d-Dürri’l-Meknûn” isimli risâledir.
Allâh-u Te‛âlâ cümlemizi bu hızb-i şerîf ile amel edip bereket ve tasarruflarından istifâde eden bahtiyarlar zümresine ilhak eylesin. Âmîn!
1 Ağustos 2011 – 1 Ramazan 1432

HIZB-İ ŞERÎFİN MÜELLİFİ
SEYYİD AHMED er-RİF‘Πel-HUSEYNÎ el-HASENÎ

Bu hızbi cem eden zat, Büyük Seyyid, Tarîkat İmamı, Ehlüllâhın Şeyhi Ahmed er-Rifâ‘î el-Huseynî el-Hasenî es-Sıddîkî el-Ensârî Hazretleri’dir.
Bu zat sene 512’de Irak’ta bulunan Vâsıt şehri yakınlarındaki Ümm-ü ‛Abîde karyesinde doğmuş, asrının âlimlerinden şer‘î ilimler tahsil etmiş, naklî ve aklî ilimlerde üstün seviyeye yükselmiş ve zamanında ilim, amel, kemal ve irfânın riyâseti kendisine ulaşmıştır.
Sene 555’te hac yaptığı zaman Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in mübarek eli kabr-i şerîfinden kendisine uzanmış, o da havas-avam herkesin huzurunda o mübarek eli öperek hiç kimseye nasip olmamış ve olmayacak en büyük kerâmete mazhar olmuştur.
Nitekim büyük kutub Seyyid Ahmed er-Rifâ  ʽî(Radıyallâhu Anh)ın hicrî sene 555’te yapmış olduğu haccında Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in hücre-i şerîfesinin önünde durarak:

 “Ey dedem! Sana selâm olsun” dediğindeMustafa (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in:

 “Ey oğlum! Sana da selam olsun” diye selâmına mukābelede bulunduğunu orada bulunan herkesin işittiği, bunun üzerine Ahmed er-Rifâ‛î Hazretleri’nin ağlayıp vecde gelerek:
“Uzaklık hâlinde ben ruhumu gönderiyordum,
Bana vekâleten o, bu toprağı öpüyordu.

Şimdi ise bedenlerin buluşması nasîb oldu,
Sağ elini uzat da dudağım da nasîbini alsın.”

diye beyitler inşad etmesinin akabinde Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in yed-i şerîfesini uzattığı ve Abdulkādir-i Geylânî, Şeyh ‛Akîl el-Menbücî, Şeyh Erslân ed-Dimeşkî ve Hayat İbni Kays el-Harrânî (Kuddise Sirruhum) gibi tasarruf sahibi büyük velîlerin de aralarında bulunduğu binlerce kişinin gözü önünde bu zâtın Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in mübârek elini öptüğü mütevâtir (yalan olamayacak kadar yaygın) bir hâdisedir.(Seyyid Abdülkādir ibni Muhammed et-Taberî el-Huseynî, Keşfü’n-nikâb an ensâbi’l-erbe‛ati’l-ektâb, fî zımni “Hamsü resâil” sh:81)
Seyyid Abdülkādir ibni Muhammed et-Taberî el-Huseynî (Rahimehullâh) şöyle anlatmıştır: “Meşâyıhtan bir cemaat mühim sıkıntılara düştükleri zaman şu iki beyti okumayı âdet edinmişler ve böylece belâlardan kurtulduklarını bildirmişlerdir. Bu zatlar iki beyti okumadan önce imkân nispetinde Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e salevât-ı şerîfe okuduktan sonra Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in rûh-u şerîfine bir Fâtiha-i Şerîfe okurlar, daha sonra Ahmed er-Rifâ‛î Hazretleri’nin rûhâniyetine râbıta yaparak himmetlerini toplayıp Vâsıt kasabasında bulunan kabr-i şerîfine teveccüh ederler, daha sonra şu beytleri okurlardı:

“Ey Vâsıt karyesinin velî erleri! Bize şefaat edin,
Hidâyet peygamberinin hâtırı ve Rahmân’ın hakkı için.

İçinde bulunduğumuz sıkıntının açılmasına yardım edin,
Ey îman ve Kur’ân erleri!

Bu beyitleri okuduktan sonra ise Ahmed er-Rifâ‛îHazretleri’nin, babalarının, aşîretinin, zürriyetinin veAllâh-u Te‛âlâ’nın tüm sâlih kullarının ervâhı için Fâtiha ile bitirirlerdi. Ben bunu birçok işte tecrübe ettim ki Allâh-u Te‛âlâ Rasûlü (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in medediyle ve velîsi Ahmed er-Rifâ‛îHazretleri’nin bereketiyle Rabbim o işlerimi âsân eyledi.” (Seyyid Abdülkādir ibni Muhammed et-Taberî el-Huseynî, Keşfü’n-nikâb an ensâbi’l-erbe‛ati’l-ektâb, fî zımni “Hamsü resâil” sh:85;Esad el-Medenî, Risâletü’l-müselseli’l-mûsile ile’l-vâsıtati’l-uzmâ ile’l-Hazreti’l-Aliyye, fî zımni “Hamsü resâil” sh:18)
Ulaşmadığı dînî bir fazilet ve şer‛î bir meziyyet bırakmamış olan, ilimleriyle ve halîfeleriyle cihânı doldurmuş bulunan Ahmed er-Rifâ‛î Hazretleri sene 578’de vefat ederek Ümm-ü ‛Abîde nâm-ı mahalde defnolunmuştur.
Şâir ne güzel söylemiştir:

“Artık zamanın, onun gibi birini getirmesi pek uzak olmuştur.
Gerçekten de zaman onun mislini getirmekte elbette pek cimri olmuştur.”

Allâh-u Te‘âlâ ondan, kardeşlerinden, vârislerinden ve bütün evliyâdan râzı olsun. Bizi ve tüm Müslümanları onun ilimleriyle faydalandırsın, âlemlerinRabbi olan Allâh’a hamdolsun.
Seyyid Ahmed er-Rifâ‛î (Kuddise Sirruhû)vefatından sonra da tasarrufu devam eden velîlerdendir. Muhammed Mekkî Efendi(Rahimehullâh) şöyle demiştir: “Seyyid Ebû Bekr Muhammed Hilmî el-Üsküdârî (Kuddise Sirruhû)bana Seyyid Hâşim el-Ahmedî el-Medenî’ye âit olan iki beyti zorluklara düştüğüm zaman okumam için icâzet vermiştir ki, ben bu iki beyti icâzet aldığım vechile ne zaman okuduysam mutlaka Allâh-u Te‛âlâsıkıntımı açmıştır.
Bu beyitleri okumadan önce Allâh-u Te‛âlâ’nın rızası için iki rekat namaz kılınır. Sonra ayağa kalkılıp kıbleye dönülerek Nebî (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e yirmi bir kere salevât-ı şerîfe okunur. Daha sonra kıblenin doğu cihetine dönülerek üç adım atılır ve Ahmed er-Rifâ‛î Hazretleri’nin rûhu şerîfine Fâtiha okunduktan sonra bu yüce zâtın rûhâniyyetinin hâzır bulunması niyetiyle şu beyitler okunur:
“Ey korunun keremli velîleri! Bize siz yetersiniz,
Ey
Rasûlün Ehl-i Beyti! Biz çok zayıf kimseleriz.
Bize âcil yetişiniz, çünkü korku bizi kaplamıştır,
Sizin kapınızı kasteden ise artık korkmayacaktır.”

Vallâhi hangi mühim bir işte bunu denedimse mutlakaAllâh-u Te‛âlâ’nın yardımına nâil oldum. Ben de büyüklerden aldığım icâzet ve izin üzere bu beyitler kendisine ulaşan her Müslümana icâzet veriyorum.
Tabî ki burada Rifâ‛î meşâyıhının, Ahmed er-Rifâ‛î Hazretleri’nin rûhâniyetiyle tevessülden önce Allâh-u Te‛âlâ’ya karşı zillet ve tevâzûlarını izhar etmek üzere iki rekat namaz takdim etmeleri duanın kabulüne vesile olmuştur.” (Esad el-Medenî, Risâletü’l-müselseli’l-mûsile ile’l-vâsıtati’l-uzmâ ile’l-Hazreti’l-Aliyye, fî zımni “Hamsü resâil” sh:15-16)

BU HIZB-İ ŞERÎFİN MÂNÂ ÂLEMİNDE RASÛLÜLLÂH (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)DEN TELAKKÎ EDİLDİĞİ
Şeyh Ebu’l-Feth et-Tâvûsî es-Sühreverdî(Radıyallâhu Anh) “el-Ahzâb” isimli kitabındaAhmed er-Rifâ‛î (Radıyallâhu Anh)ın şöyle dediğini nakletmiştir:

“Ben bu hızbi harf harf Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den aldım ve buna ‘es-Seyfü’l-Kātı‛’ismini verdim. Sonra onu Arafat’ta Hızır(Aleyhisselâm)a okuduğumda: ‘Bu hızb, sirr-i masûndur (ehil olmayanlardan korunmuş bir sırdır) ve dürr-ü meknûndur (saklı incidir)’ dedi.”
Mertebesinin yüceliğinde ittifak edilmiş olan kâmil ve mükemmil Şeyh Abdülazîz Ahmed ed-Dîrînî eş-Şâfi‛î (Rahimehullâh) da “Fezâilü’l-e‛mâl” isimli eserinde aynı sözü nakletmiştir.
Veliyyullâh Şeyh Ali Ebu’l-Hasen ibni Ahmed el-Vâsıtî eş-Şâfi‛î (Radıyallâhu Anh) “Hulâsatu’l-İksîr” isimli eserinde şöyle demiştir: “Sâlih ve takvâ sahibi bir zat olan fakih Ahmed el-Ğazâlî(Rahimehullâh)ın Ahmed er-Rifâ‛î (Radıyallâhu Anh)ın en büyük halîfelerinden biri olan Abdülmelik ibni Hammâd el-Mûsilî (Radıyallâhu Anh)dan nakline göre Ahmed er-Rifâ‛î (Radıyallâhu Anh)sâdât-ı rifâ‛iyye arasında Seyf-i Kātı‛ diye meşhur olan bu hızb-i celîli okumaları için eshâbına icâzet verirken: “Ben bu hızbi okuma iznini mana âleminde dedemRasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den aldım” diye söylerdi.
Bu tâifenin şu hususta söz birliği vardır ki, bu hızb-i şerîfi okumaya devam eden kişi Allâh-u Te‛âlâ’nın havli kuvvetiyle asla rezil ve mağlup edilemez, alçaltılamaz ve yenik düşürülemez. Ayrıca kendisi için bütün fetihler, hayırlar, bereketler, ikballer (yönelişler) ve düzgün haller dâim olup kendisi Allâh-u Te‛âlâ’nın ‛inâyet nazarında, Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in gölgesinde ve rûhu rifâ‛iyyenin bereketinin gözetiminde korumaya devam eder.
Ahmed er-Rifâ‛î (Radıyallâhu Anh)ın, bu hızb-i şerîfi mana âleminde Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den aldığı husûsunu tâcü’l-ulemâ ve sultânü’l-muhaddisîn olan ‛Izzüddîn Ahmed el-Fârûsî (Rahimehullâh) “İrşâdü’l-Müslimîn” isimli eserinde zikretmiştir.
Ayrıca Şeyhu’l-İslam Ziyâüddîn Ahmed ibni Ahmed el-Vetrî el-Mûsilî (Rahimehullâh) “Menâkıbü’s-Sâlihîn” isimli kitabında bu husûsu açıklamış yine böylece Diyâr-ı Şâmiyye’nin şeyhi kabul edilen‛Izzüddîn Ahmed es-Sayyâd ibni’r-Rifâ‛î(Rahimehullâh)da“el-Vezâifü’l-Ahmediyye” isimli kitabında bu konuyu nakletmiştir.
Şeyh Huseyn ez-Zeyyât el-Hanefî el-Ezherî(Rahimehullâh) “el-Vikāye”nin metni üzerine yaptığı hâşiyesinde şöyle demiştir: “Allâh-u Te‛âlâ’nın kelâmının havâssı ve esmâ-i hüsnâsının esrârı (bazı özel sırları olduğu) inkâr edilemez. Bu hususta en büyük delil sâdât-ı Ahmediyye’nin elden ele naklettikleri“Sirr-i Masûn Hızbi”dir. Zira o her düğümün çözümü ve her mühim sıkıntının defedilmesi için denenmiştir.
Nitekim onun sahibi olan İmâmu’r-Ricâl ve Şeyhu’t-Tavâif olan es-Seyyid Ahmed er-Rifâ‛î el-Kebîr(Radıyallâhu Anh)ın:
“Ben bu hızbi harf harf dedem Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)den aldım ve o beni: ‘İhlas ve itikat ile bu hızbe devam eden kişi Allâh-u Te‛âlâ’nın havli kuvveti ve keremiyle alçaltılamaz, mağlub edilemez ve rezil-ü rüsvay olmaz’ diye müjdeledi” dediği sabit olmuştur. (Şeyh Muhammed Ebu’l-Yümn el-Betrûnî, el-Fecrü’t-tâli fî zikri’s-Seyfi’l-Kāti ve’s-Sirri’l-Masûn ve’d-Dürri’l-Meknûn, fî zımni “Hamsü resâil” sh:99-101)
BU HIZB-İ ŞERÎFİN İLK RÂVÎSİNİN KİM OLDUĞU
Medîne müftüsü Esad el-Medenî (Rahimehullâh)ın beyân-ı vechile; bu hızb-i şerîfin isnad silsileleri okunduğunda birçok insan bu hızbi İmâm-ı Rifâ‛î’den rivayet eden kişinin Huccetü’l-İslamİmâm-ı Ğazâlî (Rahimehullâh) olduğunu düşünmektedir. Oysa doğrusu bu değildir, ancak burada bir isim benzerliği vukû bulmuştur. Zira bu hızb-i şerîfi İmâm-ı Rifâ‛î’nin birçok halîfesi kendisinden rivâyet etmiştir. Râvîlerin en meşhurlarından biri ise Ârif-i billâh Muhammed el-Ğazlânî el-Mûsilî (Rahimehullâh) ile onun oğlu Şeyh Ahmed el-Ğazâlî (Rahimehullâh)tır.
Bu zat bu mübârek hızbi hem babası tarîkinden hem de İmâm-ı Rifâ‛î’nin yüce halîfelerinden biri olan şeyhi Abdülmelik ibni Hammad el-Mûsilîtarîkinden rivâyet etmiştir.
İmâm-ı Ensârî (Rahimehullâh)ın “‛Ukûdü’l-Leâlî”isimli eserindeki nakline göre Musul ehli nezdindeĞazlânî diye bilinen Şeyh Muhammed el-Ğazâlî el-Mûsilî (Rahimehullâh)ın kerâmetleri Musul ehlince tevâtür derecesine ulaşmıştır. Sene 605’te ilerlemiş yaşında vefat eden bu zat “es-Seyfü’l-Kātı‛” diye bilinen bu hızbi, şeyhi Ahmed er-Rifâ‛î (Radıyallâhu Anh)dan bizzat rivâyet etmiştir.
(Esad el-Medenî, Risâletü’l-müselseli’l-mûsile ile’l-vâsıtati’l-uzmâ ile’l-Hazreti’l-Aliyye, fî zımni “Hamsü resâil” sh:23-24; Şeyh Muhammed Ebu’l-Yümn el-Betrûnî, el-Fecrü’t-tâli fî zikri’s-Seyfi’l-Kāti ve’s-Sirri’l-Masûn ve’d-Dürri’l-Meknûn, fî zımni “Hamsü resâil” sh:100)

BU MÜBÂREK “HIZB”İN FAZÎLETLERİ
1) Şeyhu’l-İslam Muhammed Alemî (Radıyallâhu Anh)ın “es-Sefîne” isimli eserindeki beyânı vechile; Ahmediyye (Rifâ‛î) meşâyıhı, tarîkatlerinin müessisi olan Seyyid Ahmed er-Rifâ‛î (Radıyallâhu Anh)tarafından ilham yolu üzere Kur’ân-ı Kerîm’deki tertîbe riâyet edilmeksizin eşsiz bir şekilde cemedilen ve “es-Seyfü’l-Kā(Keskin Kılıç) diye tesmiye edilen bu hızb ile diledikleri şekilde tasarrufta bulunuyorlardı. Zira bu, eşi benzeri olamayan ilâhî bir silahtır ki, her hangi istek ve hâcet için ne niyetle okunursa biiznillâhi Te‛âlâ okuyan kişinin muradının hâsıl olacağı konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır.
2) İleride zikredilecek şartlarına riâyet üzere bu hızbi güzel niyet ve tam bir itikad üzere her gün sabah veya akşam bir kere dahi okuyan kişi yardımsız kalmaz, mağlup olmaz, Allâh-u Te‛âlâ onu her türlü kötülükten himâye eder ve kendisi için heybet ve kabul sancağı dikilir (herkes ona saygı duymak mecburiyetinde bırakılır).
3) Hizam âilesinden olan Seyyid Tâlib Ebû Bekr es-Sayyâd (Kuddise Sirruhû)nun beyânı vechile; bu hızb şartlarına riâyet edilerek sâdık (samîmî) niyet üzere bir evde okunursa o eve ne bir hırsız, ne bir yılan, ne de eziyet verici başka bir şey giremez. Bu hızb bir koyun sürüsü içerisinde okunursa o sürünün çobanı olmasa bile bi kuvvetillâhi Te‛âlâ kurt o sürüden bir şey kapma imkânı bulamaz.
4) Bu hızb ihlas ile bir su üzerine yedi kere okunsa ve sara gibi hastalıklara mübtelâ olan kişinin yüzü ve bedeni o su ile ovalansa, biiznillahi Te‛âlâ hasta ayılır.
5) Bu hızb-i şerîf bir kafile içerisinde okunsa Allâh-u Te‛âlâ o kervanı yol kesici eşkiyadan muhafaza buyurur.
6) Bu hızb-i şerîf şartlarına uyularak başka bir kişinin niyetine okunursa biiznillâhi Te‛âlâ onun da matlubu hâsıl olur.
7) Bu hızb-i şerîf bir evde asılı bulunursa oraya hırsız giremez ve o ev yanmaz.
8) Bu hızb-i şerîfi üzerinde taşıyan kişi hiçbir mâkirîn hilesine mâruz kalmaz. Bütün bunlar güvenilir zatlar tarafından denenmiştir.
9) Şeyh Muhaddis Muhammed ‛Akîle(Rahimehullâh) şöyle demiştir: “Bu hızb-i şerîfin büyük bereketleri vardır. Bunu her gün veya gece okuyan yâhut yanında taşıyan biiznillâhi Te‛âlâ her hîlekârın mekrinden ve her gaddarın gadrinden kurtulur. Bu kişi akılların anlayamayacağı kadar yüksek makamlara erişir. Bu hızb-i şerîfin tertîbi takdim ve tehir husûsunda Kur’ân-ı Kerîm’in terkibine muhâlif görünse de ilâhî bir ilham tarîkıyle acâyip bir tertip ve eşsiz bir üslup üzere tanzim edilmiştir ki bu tertip, hızb-i şerîfin düşmanları kahreden (açık) bâhir bir âyet olduğuna delâlet etmektedir.
10) Şeyh Ebû Bekr el-Ensârî el-Vâsıtî(Rahimehullâh) “‛Ukûdü’-leâlî” isimli eserinde büyük veli Seyyid Ali el-Hılakî er-Rifâ‛î(Radıyallâhu Anh)ın tercemesinde şöyle demiştir: “Bu zât Seyf-i Kātı‛ diye bilinen ve Ahmed er-Rifâ‛î(Radıyallâhu Anh)a âit olan hızb-i şerîf ile tasarrufta bulunurdu. Bazıları buna “Sirr-i Masûn” adını da takmışlardır.
Bu zat bu hızbi hangi muradı için okuduysa mutlaka tesir zuhur etmiştir. Seyyid Ali hicrî sene 874’te vefat etmiştir. Tasarrufta bulunduğu hızb-i şerîfin Ahmediyye (Rifâ‛îler) arasında büyük değeri vardır.
11) Şeyh Muhammed Ebu’l-Yümn el-Betrûnî(Rahimehullâh) bu hızb-i şerîfin faziletlerini beyan sadedinde şu kelimâtı kaydetmiştir: “Sağlam bir zırh, keskin bir kılıç, parlak bir yıldız, sadefindeki tek inci ve büyük bir hazîne olan bu hızb-i şerîfin tesirinin sıhhati ve kendisiyle tevessülde bulunan kişiye kabul eserinin hâsıl olacağı husûsunda âriflerin icmâ‛ı vardır.
Allâh-u Te‛âlâ bu hızb-i şerîf sayesinde nice dertlilerin sıkıntısını açmış, nice korkanlara emniyet vermiş, kaderin zâlimlerin ellerine attığı nice mazlumları kurtarmış ve niceleri bununla muradlarına kavuşmuştur.
Gerçekten de bu hızb-i şerîf doğru yola ulaştıran ve sebeplerin kapılarını aralayan parlak bir nurdur ve gerçekten de bu, dürr-ü meknûn (saklı inci) ve sirr-i masûndur (ehil olmayanlardan korunmuş bir sırdır).
Artık her akıllı kişinin kitâb-ı meknundan istinbat edilmiş olan bu sirr-i masûnu kendisi için vird seçmesi, onun değerini hakkıyla takdir etmesi, hemcinslerinden gizlemesi ve gerektiği şekilde onun hakkını vermesi gerekir. Çünkü o, sırların sırrıdır ve ebrârın azığıdır. Ona sarılmak insanı umduklarına ulaştırır ve muradı olanları dileklerine kavuşturur.
Ey bu yolu seven kişi! Sen bu virdi iyi öğren ve ehli olmayanlardan ketmeyle (gizle), zira bu hızb bu zamanda bir emir ya da sultanın hazinesinde bile bulunamayacak kadar değerli ve nadir olan hazinelerdendir. Bu hızb-i şerîfin okunması da taşınması da faydalıdır. Allâh-u Te‛âlâ bu hızb sayesinde her zoru kolay eder, mühim sıkıntılara kifâyet eder, zor zamanlarda düşmanların şerrinin defi ve hilelerinden kurtuluş beklentisiyle yapılan dualara süratle icâbet eder.
Bu hızb-i şerîf kendisini okumaya devam eden kişiye kötülük yapmak isteyen sûikastçı kişileri rezil etmek için denenmiş olan keskin bir kılıçtır. Nitekim nice kereler denenmiş ve Allâh-u Te‛âlâ bu vird-i şerîf sayesinde çok şiddetli sıkıntıları gidermiştir. Artık sen gecelerinde ve günlerinde ve sâir vakitlerinde halvet ve celvet hallerinde bu hızb-i şerîfi vird edinmelisin.
Bu hususta Şeyh Abdüsselâm el-Harîrî(Rahimehullâh)ın yaşadıkları, Şeyhu’l-İslam İmâmMuhammed en-Nasrî (Rahimehullâh)ın rüyası, Şeyh Abduh Kusayrî (Rahimehullâh)ın kıssası, Medîne müftüsü Seyyid Es‛ad el-Medenî eş-Şerîf el-Huseynî (Rahimehullâh)ın ibretlik hâdisesi ve Ârif-i Allâme Muhammed el-Cevherî el-Abbâsî(Rahimehullâh)ın vâkıası yeterli delil teşkil etmektedir.”
(Bu zatların bu hızb ile ilgili yaşadıkları hâdiselerin bir kısmı bir sonraki bapta zikredilmiştir.)
12) Bu hızb-i şerîfin fazîletlerini beyan eden birçok şiirler inşad edilmiştir.
Şeyh Huseyn ez-Zeyyât el-Ezherî (Kuddise Sirruhû) Ârif-i billâh Şeyh Hasen es-Sürûcî(Kuddise Sirruhû)ya âit olan şu beyitleri çokça okurdu:
“Bu korunmuş sırra sarıl, çünkü gerçekten o,
Mühim işleri halleden gerçek kılıçtır o.

Mustafâ’dan bir sır olarak rivâyet eden onu,
O büyük
Rifâ‛î ki, kendi sırrı dinleyip kavramıştır onu.
Birçokları bunda icâbet eserini tecribe etmişlerdir,
Muratlarına kavuşmayı umdukları zaman okuyup görmüşlerdir.

Bu sayede Allâh-u Te‛âlâ cânibinden birçok nîmetlere ermişlerdir,
Yine bununla saadete erişmişlerdir ki zaten her şey
Allâh’a râcîdir.”
Şeyh Ahmed el-Kusayrî el-Abbâsî (Rahimehullâh)bu hızb-i şerîf hakkında şu beyitleri inşad etmiştir:
“Bu gizli sırrın öyle mânâları parlamıştır ki,
Onlar birçok irf
âna delil olmuştur.
Ğavs-i Rifâ‛î’den gelen mânâlar ki onları;
Çok büyük bir tertip üzere o tanzim etmiştir.

O velî ki sultânı ve imâmdır evliyâ ordusunda,
O zat ki evliy
ânın reîsidir Rabbânî huzurda.
O Rasûl’ün mübârek eli kendisine lütfetmiştir,
Birçok m
ânevî ihsânı ve mârifetleri ikram etmiştir.
Allâh’ın yardımıyla ona keskin bir kılıç kuşatmıştır,
O kılıç zulüm ve düşmanlık ehlinin boyunlarına inmiştir.

Bu Ğavsın nefeslerinden gelen ihsân mâideleri,
Sofralara sığmaz bir halde bize bolca gelmiştir.

Bu lütuflar bir silsile hâlinde bize yaklaşmış,
Ğazlânî adındaki delikanlı onu insanlara ulaştırmış.
Kafileler o sırrı bütün mahlûkāta ulaştırmış,
Böylece o, güneşin nûru gibi âlemlerde dolaşmış.

Ey bu korunmuş sırrı okuyan kişi! Mübârek olsun sana,
Gerçekten sen Kur’ân’ın zırhı içinde durmaktasın.

Ey bu Sirr-i Masûnu okuyan! Artık korkma,
Ne başına gelecekten, ne de ârız olacak musîbetten.

Artık sen bunu vird edin ve onun iplerine sıkıca tutun,
Çünkü eman da, nefha-i îman da ancak ondadır.

Onu sâliklere hediye eden bir Ârif Ğavstır,
Ki o, ricâlüllâh arasında sanki sultandır.

Kutbu’l-vücûd ki, Huseyn-i Murtazâ’nın oğlu,
Seyyid-i Samedânî,‛Irak’ın alemi.

O Rifâ‛î ki biz onun kıymetli yoluna,
Temelleri güçlü olan bir ahitle bağlıyız.

Mukaddes feyizler sürekli sulasın lahdini,
Selam ve rıza bulutlarıyla.”

(Esad el-Medenî, Risâletü’l-müselseli’l-mûsile ile’l-vâsıtati’l-uzmâ ile’l-Hazreti’l-Aliyye, fî zımni “Hamsü resâil” sh:22-23; Şeyh Muhammed Ebu’l-Yümn el-Betrûnî, el-Fecrü’t-tâli fî zikri’s-Seyfi’l-Kāti ve’s-Sirri’l-Masûn ve’d-Dürri’l-Meknûn, fî zımni “Hamsü resâil” sh:99, 100, 104, 109-110, 116-117)
13) İhvânımız arasında (Hûriye teyzenin eşi) Buharalı Hacı Enişte diye mâruf olan Merhum HüseyinEfendi 28 şubat gibi sıkıntılı bir süreçte bu hızb-i şerîfin bir nüshasını asrımızın müceddidi Ğavs-ı Âzam Mahmud Efendi Hazretleri’ne getirdiğindeÜstâdımız Hazretleri bu virdi makbul saymış ve okunması için bazı ihvâna dağıttırmıştır.
Nitekim kendisinin Ebu’l-Hasen eş-Şâzelî (Kuddise Sirruhû)ya âit olan “Hızbu’l-Bahr” virdini Şeyhi Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirruhû)dan icâzetle okuyup-okuttuğu da bilinmektedir.

BU HIZB-İ ŞERÎFİ KIRAAT SEBEBİYLE
ALLÂH-U TE‛ÂLÂ’NIN YARDIMINA NÂİL OLAN VELÎLER
1) Şeyhu’l-meşâyıh İmâm-ı Sefîrî (Kuddise Sirruhû)şöyle anlatmıştır: “Ben bu hızbi okumaya devam ediyordum. Haleb’in doğusunda bir kafileyle birlikte seferde bulunduğum sırada eşkiyâ her taraftan kafileyi kuşattı. Ben hemen bu mübârek hızbi okumaya başlayınca bilindik hiçbir sebep olmaksızın eşkiyânın atları bizim kafilemizi terk ederek başka cihete doğru kaçmaya başladılar, böylece biz selâmetle yerimize ulaştık.”
2) Şeyh Abduh el-Kusayrî (Rahimehullâh) bu hızbin bereketi hakkında şunları söylemiştir: “Bir kabile emîri olan Emir Şedîd beni eline geçirdiği yerde öldüreceğine dâir karar almıştı. Bir gün ben Me‛arratu’n-Nu‛mân denen yerden âilemi görmek üzere yola çıkmıştım ki Emir Şedîd kavminin atlılarıyla beni kuşattılar. Ben hemen hızb-i şerîfi okumaya başladım. Yanıma vardıklarında Emir bana: ‘Ey Şeyh! Vallâhi senin hakkındaki düşüncem ve kararım şu anda benden gördüğün halin hilâfına idi. Lâkin iş değişti, elini uzat da öpeyim’ dedi. Sonra selâmetle gitmem için bana yol verdi.
Daha sonra kendisine bunun sebebi sorulduğunda ise: ‘Vallâhi ortada görünen bir sebep yok, lâkin ben içimde bu zâta tazim etmemi gerektiren bir câzibe hissettim’ dediği bana nakledildi.”
3) Medîne Müftüsü Esad el-Medenî(Rahimehullâh) bu hızb-i şerîfi kıraati sayesinde Mekke Emîrinin şerrinden nasıl kurtulduğunu şöyle anlatmıştır: “Benimle (Mekke Emîri olan) ŞeyhMuhammed ibni Süleyman el-Mağribî arasında dostluk ve samimiyet vardı. Bir kere Medîne-i Münevvere’de yanımıza geldiğinde gelişi ile ilgili kutlama yaptım. Mekke’ye döndükten sonra da kendisiyle ve talebeleriyle yazışmalarımı sürdürdüm. Bu yüzden (onun rakibi olan önceki) Mekke EmîriŞerif Sad’in bana kalbi kırıldı ve hakkımda kötü düşünceler beslemeye başladı.
Şeyh ibni Süleyman’ın ve arkadaşı Şerif Berekât’ın ikbal devri ters dönüp yönetim tekrarŞerif Sa‛d’a intikal edince, onun bana öyle şeyler yapacağını duydum ki artık Hicaz’da durmam imkânsız bir hal aldı. Bu nedenle ben Rumeli’ne veya Şam’a kaçmaya niyetlendim.
O günlerde Medîne-i Münevvere’de Mağrib (Fas)ın fâzıl ve sâlihlerinden olan ve soyu İdrîs-i Esğar veİdrîs-i Ekber (Radıyallâhu Anhümâ) vasıtasıylaRasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)e ulaşanMuhammed el-Hasenî el-Fâsî adında bir zat vardı. Rifâ‛î meşâyıhından olan ve beni çok seven bu zat benim sıkıntılı halimi fark edince bana bunun sebebini sordu. Ben kendisine durumu anlatınca: ‘Eğer sana öğretmek istediğim şeye tam mânâsıyla itikad ediyorsan hasmından hiç korkma, aksine hemen Mekke’ye git’ dedi.
O zaman ben: ‘Bana bunu öğret, o zaman beni istediğin halde bulacaksın’ dediğimde bana “es-Sirrü’l-Masûn” diye bilinen bu Seyf-i Kātı‛ hızbini şartlarıyla birlikte öğretti ve icâzet verdi. Ben buna devam etmeye başlayınca kendimde kuvvetli bir hal ve farklı bir tavır hissettim ve bunun, bu mübârek hızbin sırlarının tesirinden olduğunu fark ettim. Derken bir kafileyle birlikte Mekke-i Mükerreme’ye gittim veŞeyh Muhammed ez-Zemzemî’nin evinde misafir oldum fakat bu zatın, kendisi ve benim adıma Mekke Emîri Şerif Sa‛d’den endişelendiğini, lâkin utancından bu korkusunu bana açıklamadığını yüzünden anladım.
Ben her gün kalkıp Beytullâh’a iniyor, tavafımı yapıyor, ziyaret mekânlarını dolaşıyor ve söylemek istediğim her şeyi konuşuyordum. Şerif Sa‛d ise bunların hepsini duyduğu halde benim hakkımda tek bir kelime dahi etmeye cesaret edemiyordu. Böylece birkaç gün geçtikten sonra bir gün Ka‛be-i Muazzama’nın içine girdiğimde orada Emirle karşılaştım. Benim yanına getirtilmemi emredince sevenlerim benim adıma korkuya kapıldı.
Yanına vardığımda ayağa kalkıp gelişimi tebrik etti ve yüzüme güldü. Bana söylediği ilk söz: ‘Ey Müftî! Senin bana düşmanlık etmekten berî olduğunu bildiğim için seni affettim’ şeklinde olunca ben: ‘Sana düşmanlık etmek ne haddime efendim, ben daima sana hayır dua etmekteyim’ dedim. Böylece o bana çok iltifat etti veAllâh-u Te‛âlâ beni ondan himaye etti.
Bu hal karşısında taaccüb eden Şeyh Zemzemî: ‘Mekke Emîri sana düşman iken ve onun senin gibilere alçaltıcı muameleler yaptığı bilinmekteyken senin Mekke’ye gelmeyi göze almana çok şaşırmıştım ve doğrusu hem kendi adıma hem senin adına çok korkmuştum. Fakat şimdi bu hali görünce çok şaşırdım’ deyince ben ona: ‘Evet durum senin dediğin gibiydi lâkin benim bu cüretimin bir sebebi var’ diyerek bu hızbin tesirini kendisine bildirdim.
Bunun üzerine o ve büyük şeyh Muhammed &a

Diğer Özellikler
Stok KoduARİF03
MarkaArifhan Yayınları
Stok DurumuBu ürün geçici olarak temin edilememektedir.

PlatinMarket® E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.